22 Kasım 2017

TÜRK TORAKS DERNEĞİ GÜZ SEMPOZYUMU ARDINDAN BASINDA ÇEVRE KİRLİLİĞİ ETKİLERİ VE KORUNMA YOLLARI

Türk Toraks Derneği'miz tarafından düzenlenen Güz Sempozyumu, bu sene "Hava Kirliliği ve Akciğer Sağlığı" başlığı ile yapıldı. Sempozyuma katılan biz uzmanların ortak sloganı ise "Artık Yeter!" oldu.Sempozyumumuzda konuşma yapan Göğüs Hastalıkları Uzmanı, derneğimiz Merkez Yönetim Kurulu üyesi Prof. Dr. Hasan Bayramsozcu.com.tr‘ye özel açıklamalarda bulundu. İşte o röportaj:

 

“KANSERİ TETİKLİYOR!”

 

Hava kirliliği hücrelerimizi nasıl etkiliyor? Bu konuda yaptığınız laboratuvar çalışmalarınızdan bahsedebilir misiniz?

Hava yollarımızı döşeyen, epitel hücresi dediğimiz hücreler ve onların yüzeyinde hava yollarını temizleyen tüycükler vardır. Çalışmalarım, dizel egzozundan saflaştırılan kurumun (Dizel egzoz kurumundan elde edilen partikül), ozonun ve azot dioksitin, bu epitel hücrelere etkisini araştırmak üzerine oldu. Bu araştırmalarda gördük ki dizel egzozu, o tüycüklerin fonksiyonlarını baskılıyor. Bunun dışında gerek bu partiküllerin, gerek ozonun, gerekse azot dioksitin, ki bunlar temel kirleticilerdir, hücre düzeyinde hastalık oluşumuna yol açan inflamasyon dediğimiz bir takım mekanizmaları tetiklediğini de gördük. Bu kirleticiler hücrelere daha yüksek dozlarda verildiğinde ise, hücrenin çoğalmasını ve ölümünü etkilediğini, hasarlı hücre ölümünü azalttığını bulduk: Bu salınıma maruz kalan hasarlı hücrenin, ölmeyip çoğalarak kanserleşmesi gibi benzer mekanizmalar ortaya çıktı. Aynı zamanda kanserleşme ile ilgili bir takım molekül sentezlerinin hücre düzeyinde artması da elimizdeki sonuçlar arasında.

 

“ÇOK DAHA FAZLASINI SOLUYORUZ”

 

Kısaca çalışmalarımızda gördük ki; bu kirleticiler bir yandan astım ve KOAH gibi solunum yolları hastalıklarının oluşumuna neden oluyor, bir yandan da kanser oluşumuna yol açan değişiklikleri başlatıyor ve tetikliyor. Araştırmalarımızın en çarpıcı yanı ise şu; bu sonuçları elde ettiğimiz konsantrasyon miktarı bizim şu an soluğumuz konsantrasyon miktarından daha az. Yani biz dışarıda, bu sonuçları elde ettiğimiz laboratuvar çalışmalarımızdan daha yüksek bir oranda kirletici soluyoruz.

 

“HAVA KİRLİLİĞİ TIP MÜFREDATINA GİRMELİ”

 

Peki sonuçlar bu kadar kritikken, bu soruna karşı sizin çözümünüz nedir? Temiz enerji kullanmak ütopik bir hayal mi?

Öncelikle hastalıkların oluşumunun önlenmesi gerekiyor. Yani bu şu demek; koruyucu hekimlik kavramı oluşmalı. Biz hekimler de bilinçlenmeliyiz. Ben 1994’te İngiltere’ye bu alanda doktora yapmaya gittim. Döndükten sonra da 1998’den beri ülkemde hava kirliliğinin yarattığı sorunları anlatıyorum. Ancak ülkemizde, hekimlikte doktora yapanların sayısı azdır. Çünkü Türkiye’de bir karşılığı yok. Ancak önerilebilecek çözümler sadece bilinçli bir toplumun talepleriyle mümkün olur. Bugünkü toplantıdaki amacımız da bu bilinci artırabilmek.

Türk Toraks Derneği içinde de bir çalışma grubu kurarak hala bu konuları anlatıyoruz. Şu an dernek olarak tıp müfredatına, hava kirliliği ve iklim değişimi ile ilgili dersler koymaya çalışıyoruz. Mesela görev yaptığım Koç Üniversitesi bu önerimi dikkate aldı ve müfredatına aldı. Bu derslerin bütün okullarda olması gerektiğini belirterek, YÖK’e de yazı yazdık.

Gerçekten daha temiz bir enerji kullanmak mümkün mü? Önerilen çözümleri uygulamak ütopik mi? Kesinlikle değil. Örneğin İngiltere 2040’tan itibaren araç emisyonunu ortadan kaldırmayı hedefliyor. Almanya, ki en az güneş gören ülkelerden biri olarak, dünyada güneş enerjisine en fazla yatırım yapan ülkelerin başında geliyor.

Sizin önerileriniz neler?

Yaşam alanlarımızın birçok noktasında sorunlar var. Örneğin özellikle İstanbul’da penceresiz plazalar çoğunlukta. Dünya Sağlık Örgütü (WHO) dünyada yaklaşık 7 milyon kişinin hava kirliliği nedeniyle erken öldüğünü açıkladı. Bu ölümlerin yarısı iç, diğer yarısı da dış ortam kirliliğinden kaynaklanıyor. Sırf kapalı çalışma ofisleri ile ilgili ‘hasta bina sendromu’ denilen bir kavram üretildi.Yani ev ve iş ortamlarının yeterli havalandırmaya sahip olmaması, kullanılan eşyalardan ortama salınan kimyasallar da önemli bir sorun bugün. Dışarıda da az önce saydıklarımız gibi başka kirleticiler ortaya çıkıyor. 

“TÜRKİYE TEMİZ ENERJİ KAYNAĞI AÇISINDAN BİR CENNET”

Bu sorunla baş etmenin ideal yolu kirleticilerin ortadan kaldırılması. Tekrar söylüyorum, temiz enerji bir ütopya değil. Yine başka bir ülkeden örnek verecek olursak; ABD’nin California eyaleti kısa bir süre içinde fosil yakıt kullanımını tamamen kaldıracak. Bunun yerine güneş panelleri kullanacak. Bu girişim bize şunu gösterdi; zannediyoruz ki biz bu enerjilere yatırım yaparsak yani fosil enerji kullanmazsak ülke olarak geri kalırız. Oysa bu çok yanlış bir kanı. California örneği bize gösterdi ki, temiz enerjiye yatırım yaparsanız bunun ekonomik getirisi oluyor; istihdam artıyor ve fosil enerjiden kazandığınız maddi kazançtan daha fazlasını kazanıyorsunuz. Bunun Türkiye’de konuşulması gerekiyor. Çünkü insanlar, ‘nükleer istemiyorsunuz, termik santral istemiyorsunuz ama enerjiyi nereden elde edeceğiz?’ diyorlar. Oysa biz ülke olarak yenilenebilir enerji potansiyeli açısından oldukça zengin bir ülkeyiz. Güneş, rüzgar, dalga enerjisi ve yer altı kaynakları açısından cennet bir ülkedeyiz.

NEFESİNİZ CEBİNİZDE

Bireysel olarak bu kirleticilerden nasıl korunabiliriz?

Temel önerimiz şu; özellikle dış ortam havasının kirli olduğu zamanlarda dışarı çıkmamaya çalışın. Biz bunu özellikle astım hastaları, hamileler ve çocuklar için öneriyoruz. Bunun dışında sabah ve akşam saatlerinde dışarı çıkmamaya ve evinizi gün içinde havalandırmaya çalışın. Havanın nispeten temiz olduğu saatler gün içi saatleridir.

Bizim bu toplantıda tanıttığımız ‘NEFESİNİZ CEBİNİZDE’ uygulamasından faydalanabilirsiniz. Ayrıca internet ortamında Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın organize ettiği hava kalitesi ağına da bakabilirsiniz. Bu uygulamalarla bulunduğunuz yerin o anki hava kalitesini öğrenerek hayat koşullarınızı buna göre ayarlayabilirsiniz. Ancak bu kesin çözüm değil. Toplumumuz temiz enerjiler ve bunların uygulanabilirliği konusunda bilinçlenmeli. Bu konuda hepimize çok iş düşüyor.

“ÇARPICI SONUÇ: HAVA KİRLİLİĞİ, AKCİĞERDEN ÇOK KALBİ YORUYOR!”

Peki hava kirliliğinin diğer etkileri neler? Solunum yolu hastalıkları dışında hangi durumlara yol açıyor?

Az önce bahsettiğim hücre düzeyinde yapılan çalışmalar, yani etkilenen mekanizmalar birçok hastalığın oluşumunda etkili; vücudun hormon sentezi ve sirkadiyen ritmi ile ilişkili olumsuz sonuçlara sebep oluyor. Hava kirliliği hücrenin temel fonksiyonlarını, işleyişini bozuyor. Ayrıca ortaya çıkardığı bu inflamatuar mekanizmalar, obezite ve damar sertliğine de neden oluyor, eğer etkilediği hücre bir endokrin hücre ise, o hücrenin hormon sentezini etkiliyor, pankreas hücresi ise insülin sentezini etkiliyor ve dolayısıyla vücudun insüline cevabı da etkilenmiş oluyor.

Aslında hava kirliliği nedeniyle ortaya çıkan inmeye, kalp krizine bağlı ölümlerin oranı, akciğer hastalıkları oranından daha yüksektir. Hava kirliliğinin çok sistemik bir etkisi var. Özellikle 2,5 mikrondan küçük partiküller, akciğerlerin en küçük noktalarına kadar ulaşabiliyor, oradan da dolaşım sistemine ve dolayısıyla vücudun her hücresine girebiliyor. Gazlarda da durum aynı; nefes alırken fark etmediğimiz kokusuz gazlar olan ozon ve azot dioksit, akciğerlere çok rahat ulaşır.

“ALMANYA’NIN DİZEL ARAÇLARINI BİZ ALACAĞIZ”

Türkiye için en tehlikeli olanlar bunlar mı?

Şu an ülkemizde, kömür de dizel kadar tehlikeli. Kömürlü termik santraller çok büyük tehdit. Dizel yakıtının tehdidini tekrar vurgulamak istiyorum. Almanya’da dizel araçların satışı bir yıl içinde durdurulacak. Ama ülkemizde henüz bununla ilgili bir sınırlama olmadığı için bu araçlar Türkiye’ye satılacak. Biliyorsunuz dizel araçlar zaten az yaktığı için bizde çokça tercih edilen araçlardan biri.

EN SAĞLIKLI YAKIT HANGİSİ?

Hangi yakıtlar nispeten daha temiz?

Şu an çevre üzerinde emisyon etkisi en az olan yakıt, doğal gaz ya da sıvılaştırılmış gaz olan LPG. Bundan sonra da nispeten daha iyi olan benzin 

TEMİZ HAVA SOLUMAK HAKTIR

TWITTER

© 2017 Türk Toraks Derneği. Tüm Hakları Saklıdır