Gezegen Evimizi Anlamak ve Korumak. İklim Krizi Neden Oluyor?

Haber
21 Nisan 09:51

Kömür, petrol, gaz tüketimimiz sonucunda milyarlarca ton karbondioksiti her yıl atmosfere salmaktayız. İnsan etkinlikleri, sera gazı emisyonlarını rekor düzeye çıkarmıştır. Havaya karbondioksit eklemek, atmosfere bir battaniye atmak gibidir. Dışarıya ısı çıkmaz ise enerji dengesizliği olur. Şu andaki enerji dengesizliği bütün insanlığın kullandığı enerjinin tam iki katıdır. Hiroşima’ya atılan atom bombasından günde 400 bin tane atmaya eşittir.

Sera gazı emisyonları aynı hızda artmaya devam ederse, 2040 yılına kadar atmosfer sıcaklığı sanayi öncesine göre 1,5 °C yükselecektir. Buzulların erimesi ile deniz seviyesi yükselecek, sahiller su altında kalacak, bitkiler % 20-30 oranında kaybedilecektir. Aşırı yağış ve kuraklık az gelişmiş ülkeleri daha çok etkileyecek ve yoksulluk artacaktır. İnsanoğlunu, iklim değişikliğinin getirdiği çölleşme, ormansızlaşma, su ile taşınan salgınların artması, yaralanma, boğulma, yer değiştirme, sağlık ve eğitim alt yapısının kaybı ve silahlı çatışmalar beklemektedir. Eğer emisyonları durdurmazsak sıcaklık, 2100 yılında 3 °C'den fazla yükselecek ve ekosistemler geriye döndürülemez şekilde zarar görecek.

Dünya ısındıkça kuraklık, tayfunlar, kasırgalar bütün kıtalarda kitlesel hasara yol açmaktadır. Artık % 90’ı iklim ilişkili olan afetlerin yıllık maliyeti 520 milyar dolardır. Bu kayıp 26 milyon kişinin yoksullaşması anlamına gelir. 

Son otuz yılda iklim ilişkili afetler üç kat arttı. 2006-2016 arasında deniz seviyesi yükselmesi bütün 20. Y.Y.'dan 2.5 kat fazla oldu. İklim değişikliği yılda 20 milyon kişiyi evini terketmeye zorlamakta ve gelişmekte olan ülkelerin 2030 yılına kadar iklim değişikliğine bağlı hasarın onarılması için yılda 140-300 milyar dolar harcaması beklenmektedir.

Buzullar görülmemiş bir hızla erimekte, denizler yükselmektedir. Dünya nüfusunun % 40'ı deniz kıyısına 100 km mesafede yaşamaktadır. Nüfusu 5 milyonun üzerinde olan şehirlerin üçte ikisinin deniz yükselmesi ile yaşanmaz hale gelmesi beklenmektedir. Yaşam süremiz içinde New York, Şanghay, Abu Dabi, Osaka, Rio de Janeiro su altında kalacak, milyonlarca insan göç edecektir.

Bunlar neden oluyor?

Ekonomik büyüme oyunun sonuna geldik.

Dünya biz insanlarla, aşırı ürettiklerimiz ve sonsuz isteklerimizle doldu. Kendimizden daha büyük bir ekonomi yarattık. Bu ekonomiyi sürdürmek için bugün 1.5 dünyaya gereksinim duyuluyor. Sınırları belli bir gezegende sonsuz ekonomik büyüme beklentisi bir çılgınlıktır. Son 40 yılda ekonomiyi 4 kat arttırdık. Ekonomiyi, gezegenin kapasitesinin % 150'sinden % 100’üne indirmeliyiz.  Doğal kaynaklar, para gibi ödünç alınamaz. Onları harcamakla sermayemizi yakıyoruz, gelecekten çalıyoruz. Sürdürülemez bir durumdayız.

2050 yılında 9 milyar kişiyi giydirip besleyebiliriz; ama iklim felaketlerini göz ardı edemeyiz. Yaptıklarımız, kullanım süresini doldurmuş bir arabayı artan hızla çalıştırmaya benzemektedir.

İşler bu kadar kötüyse bir şeyler yapıyor olmamız gerekmez mi? 

Ekonomik analizler şimdi harekete geçmemizin daha ucuz olduğunu gösteriyor. Ama kılımızı kıpırdatmıyoruz. İklim konferansları politik oyunlara sahne oluyor, emisyonlarımız giderek yükseliyor. Belli ki, iklim krizi ekonomiyi vuruncaya kadar aklımızı başımıza toplayamayacağız. Halbuki bilim, neler olacağını net olarak ortaya koymaktadır. Sağlık sistemlerinin yükü, ekonomik büyüme, etkin olmayan demokrasiler gezegeni canlı canlı yemekte...Kriz artık kaçınılmaz.  

Durduracak yeteneğimiz var.

Savaşta siviller için araba yapımının durdurulması, yiyecek ve enerjinin vesikaya bağlanması gibi; iflası durdumak isteyen bir bankanın önlemleri gibi; kalp krizi geçirdiğimizde sigarayı bıraktığımız gibi; korona virus tehdidinde tatilleri iptal ettiğimiz gibi davranmak zorundayız. Yanlış yaparsak gezegendeki yaşam sona erebilir, doğru adım atarsak gerçek uygarlığı başlatabiliriz. Üstelik torunlarımıza bu girişime katıldığımızı gururla söyleyebiliriz. 2050 yılında 9 milyar kişinin alışveriş hayalini kuran piyasalara, su altında kalan, silahlı çatışmaların olduğu kentlerde alışveriş olmayacağını anlatmalıyız. İş dünyası, sanayiciler, politikacılar, sağlıkçılar, teknoloji dehaları, anneler, babalar, çocuklar hep beraber korkunun bizi felç etmesine izin vermeden motive olmalıyız.

Emisyonları dünyadan kaldırmak, tüm küresel ekonominin çökmesinden daha ucuzdur. Sadece bir gezegenimiz varmış gibi hareket etmeliyiz.

Türk Toraks Derneği Çevre Sorunları ve Akciğer Sağlığı Çalışma Grubu Adına,

Dr. Elif Dağlı